Bir Rüyanın İçine Düşmek: Şennur Üzgen Atölyesinde Surrexpressionism Yolculuğu
Atölyenin kapısından içeri adım attığınızda, dış dünyanın gürültüsü yerini dingin bir atmosfere bırakıyor. Burası yalnızca bir çalışma alanı değil; düşüncenin ve duygunun biçime dönüştüğü bir üretim alanı. Sennur Üzgen’in kurucusu olduğu Surrexpressionism akımıyla burada, renklerin ve içsel ışığın izinde karşılaşıyorum.
— Sayın Üzgen, eserlerinizin arasında kendimi bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum. Surrexpressionism bu hissin neresinde duruyor?
“Bu yaklaşım, bir arayışın sonucu olarak ortaya çıktı. Sürrealizmin rüya katmanlarıyla ekspresyonizmin yoğun duygusal dili arasında bir bağ kurmak istedim. İnsan ruhu tek bir ifade biçimiyle sınırlanamayacak kadar katmanlı. ‘Gördüğümü değil, içsel olarak deneyimlediğimi aktarıyorum’ diyebilirim. Surrexpressionism, bu içsel gerçekliğin dışavurumudur.”
— “Kutup Işıkları” (Inner Aurora) serinizde ışık oldukça belirleyici bir unsur. Bu sadece doğaya referans veren bir yaklaşım mı?
“Doğadan yola çıkıyor ama doğayla sınırlı değil. Aurora benim için bir görsel olaydan çok bir içsel uyanış metaforu. Serideki renk geçişleri, karanlık anlarda ortaya çıkan farkındalık ve umudu temsil ediyor. Işığın dışarıdan değil, tuvalin içinden yayıldığı hissini oluşturmak benim için önemli; çünkü o ışık, insanın özüne ait.”
— “Gece Fısıltıları” serisinde ise daha içe dönük bir anlatım var. Renkler ve figürler daha sakin ama daha yoğun…
“Gece, insanın kendisiyle en doğrudan temas kurduğu zaman dilimi. Bu seride, özellikle kadın figürü üzerinden kırılganlık ve direnç arasındaki dengeyi ele alıyorum. Işık burada daha örtük; doğrudan görünmek yerine yüzeyin altından hissediliyor. İzleyicinin kendi iç sesiyle temas kurmasını önemsiyorum.”
— “Akdeniz Işığı” serinizde ışığın farklı evreleri dikkat çekiyor. Bu bir dönüşüm anlatısı mı?
“Evet, bu seri bir dönüşüm sürecini ele alıyor. Işığın yoğunluğu ve yönü, ruhsal değişimlerle paralel ilerliyor. Formların zamanla çözülmesi ve atmosfere karışması, bu dönüşümün görsel karşılığı.”
— Sanatınızın merkezindeki “tekâmül” kavramı izleyiciye ne öneriyor?
“Tekâmül, benim için sabit bir durum değil; sürekli devam eden bir süreç. Eserlerdeki çözülmeler, bozulmalar ve yeniden oluşumlar bu süreci yansıtıyor. İzleyici, çalışmanın karşısında sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda kendine dair bir karşılaşma yaşayabilir. Bu bağ kuruluyorsa, eser amacına ulaşmıştır.”
Yazar Notu:
Sennur Üzgen’in pratiği, görsel bir anlatımın ötesinde, içsel deneyimlere odaklanan bir araştırma alanı sunuyor. Surrexpressionism, sanatçının ışık, form ve duygu arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlama çabasının bir sonucu olarak şekilleniyor.



