Günümüz Sanatı Neden Artık Hissettirmiyor?
Görüntünün çoğaldığı, hissin yavaşça geri çekildiği bir çağda sanat.
Artık her şey görülebilir.
Ama çok az şey gerçekten hissedilir.
Ve belki de bu yüzden, gördüklerimiz içimizde kalmaz.Artık her şey görülebilir.
Ama çok az şey hissedilebilir.
Bir resmin önünde duruyoruz. Renkler yerinde, kompozisyon düzgün, hatta bazen fazlasıyla “iyi”.
Bir an durup bakıyoruz. Başımız hafif yana eğiliyor. İçimizden bir yer “güzel” diyor.
Ama o kadar.
Garip olan şu:
Bir zamanlar bir resimle karşılaşmak küçük bir çarpışmaydı. Şimdi çoğu zaman sadece geçip giden bir karşılaşma.
Belki de sorun sanatın değişmesi değil.
Belki biz, bakmayı hızlandırırken hissetmeyi geri bıraktık.
Çünkü artık imgelerin içinde yaşamıyoruz; onların içinden hızla geçiyoruz.
Gün içinde yüzlerce görüntüye bakıyoruz ama çok azı bir yerde kalıyor. Göz görüyor ama çoğu şey zihinden silinip gidiyor.
Sanat da bu akışın içinde kalıyor artık.
Bir yerde “fark edilmek” ile “kaybolmak” arasında.
Ve bazen bir iş bize bir şey anlatmaya çalışırken…
biz çoktan bir sonrakine geçmiş oluyoruz.
Bugün sanatın problemi teknik değil.
Hatta tam tersine, teknik hiç olmadığı kadar güçlü.
Renkler daha parlak, yüzeyler daha kusursuz, fikirler daha “temiz”.
Ama bazen fazla temiz.
Çünkü sanat açıklanmaya başladığında, hissetmenin alanı daralır.
Her şeyin bir cümleye indirgenmesi, içindeki boşlukları da kapatır.
O boşluklar olmadan his de kolay kolay doğmaz.
Bir resme bakıp hemen “anladım” demek, çoğu zaman en hızlı ama en yüzeysel temas.
Çünkü bazı şeyler anlaşılmak için değil, kalmak için vardır.
Ama biz artık anlamayı hızla tüketiyoruz.
Net olanı, kısa olanı, açıklanabilir olanı.
Sanat ise genelde böyle çalışmaz.
Biraz belirsizdir. Biraz dirençlidir. Bazen rahatsız eder.
Bir başka mesele de şu:
Sanat giderek daha fazla “görülmek” için üretiliyor.
Beğenilmek, paylaşılmak, fark edilmek…
Bunlar doğal şeyler. Ama merkez olunca, iş değişiyor.
Çünkü görünmek isteyen bir şey, kendini ayarlar.
Biraz yumuşar. Biraz daha “uygun” hale gelir.
Ama hissettiren işler çoğu zaman tam tersidir.
Biraz rahatsız eder. Biraz eksik görünür. Biraz da açıklanamaz kalır.
Bugün birçok iş çok düzgün görünüyor ama geride bir iz bırakmıyor.
Çünkü iz, kontrol edilmiş bir yerden doğmaz.
Belki de sorun sanatın değişmesi değil.
Belki biz, onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirdik.
Bugün bir resmin karşısında durmak bile farklı artık.
Daha kısa, daha hızlı, daha geçici.
Bakıyoruz ama çoğu zaman kalmıyoruz.
Hissediyoruz gibi yapıp geçiyoruz.
Sanat orada duruyor olabilir.
Ama biz onun karşısında eskisi gibi durmuyoruz.
Bir başka katman daha var:
Sadece sanatla değil, her şeyle ilişkimiz böyle olmaya başladı.
Bağ kurmamak, fazla derine girmemek, hızlıca geçmek…
İlişkilerde de, içerikte de aynı refleks.
Bir şeye uzun süre bakmak artık kolay değil.
Belki de bu yüzden sanatla bağ kurmak da zorlaşıyor.
Bugün sosyal medyada çok tanıdık bir sahne var:
Canlı kırmızı bir yüzeyin ortasında siyah bir form.
Birine göre köpek.
Birine göre kedi.
Bir başkasına göre “çok derin bir şey”.
Yorumlar geliyor:
“Vavvv…”
“Harika…”
“Fantastik…”
“Müthiş…”
Hepsi doğru olabilir.
Ama hepsi aynıysa, belki de hiçbir şey tam olarak söylenmiyordur.
Bir de başka sahne:
Kanepe üzerinde patlayan renkler. Turuncular, maviler, altınlar…
Her şey yerli yerinde.
Ama bir süre sonra fark ediyorsun:
Hepsi birbirine benziyor.
Sanki farklı tuvallerde aynı şey tekrar ediyor.
Ve yorumlar yine aynı:
“Enerjisi harika.”
“Bayıldım.”
“Efsane.”
Belki de gerçekten öyledir.
Ama belki de artık hissetmekle tepki vermek arasındaki fark bulanıklaştı.
Peki sanat insanla nasıl bağ kurar?
Belki de cevap basit değil.
Ama şunu söylemek mümkün:
Bağ kurmak hızlı bir şey değildir.
Bir resimle kalabilmek gerekir önce.
Rahatsız etse bile, net olmasa bile, açıklanmasa bile.
Çünkü bazı işler “beğenilmek” için değil, sende bir şey açmak için vardır.
Bazen bir duygu.
Bazen bir sessizlik.
Bazen de sadece bir durma hali.
Sanat belki de en çok orada başlar:
“Güzelmiş” demeyi bırakıp biraz susabildiğimiz yerde.
Belki de sorun sanatın hissettirmemesi değil.
Belki biz, hissetme biçimimizi değiştirdik.
Daha hızlı. Daha yüzeysel. Daha geçici.
Ama yine de…
Bazen bir şey karşımıza çıkar ve dururuz.
Sebebini bilmeden.
Açıklayamadan.
Ama orada bir şey vardır.
Ve belki de en önemlisi:
O şey hâlâ kaybolmuş değildir.


